Veylorn bir öğrenciydi.

Ya da bir gölge.

Sırasına oturduğunda tahta gıcırdamazdı.
Adı yoklamada okunduğunda sınıfın içi boşalır gibi olurdu.

Çünkü Veylorn’un içi çoktan boşalmıştı.

Kalbi çalışıyordu.
Ama kendisi orada değildi.

“Bir insanın içi ne zaman çöker?”
“Kimse fark etmediğinde mi… yoksa fark edilmesini istemediğinde mi?”

Geceleri uyumazdı.
Uyursa, rüyalarında kendisini görüyordu.

Ve kendisine katlanamıyordu.

Onu ilk gördüğü gün rüzgâr ters esiyordu.

Koridor camları titriyordu.

Kızın adı Aeriseth idi.

Saçları solgun bir gece rengindeydi.
Bakışları sanki bir şeyleri çok önceden kaybetmiş gibiydi.

Omuzları çarpıştı.

Kağıtlar düştü.

Veylorn başını kaldırdı.

Aeriseth ona baktı.

Ve o an…

Veylorn’un içinde yıllardır kilitli duran bir kapı, sessizce çatladı.

Ne sevgi.

Ne umut.

Sadece tanınma hissi.

“Bu insan… benim gibi eksik,” diye düşündü.

Aeriseth kağıtları verdi.

Parmakları değdi.

İkisi de ürperdi.

Soğuktan değil.

Veylorn onu izlemeye başladı.

Bilerek değil.

Nefes alır gibi.

Aeriseth cam kenarında otururken,
bahçede yürürken,
hiç gülmezken…

Veylorn’un içi biraz daha ağırlaşıyordu.

“O yaşamak için fazla kırık.”
“Ben ise kırık olmak için fazla boşum.”

Konuşmadılar uzun süre.

Sessizlik, aralarında bir dil gibiydi.

Sonra bir gün Aeriseth yanına oturdu.

“Sende rüzgâr sesi var,” dedi.

“İnsan değil… bir boşluk gibi.”

Veylorn ilk kez cevap verdi:

“Çünkü içimde kalan son şey de üşüyor.”

Yakınlaştılar.

Ama bu, sıcak bir yakınlık değildi.

İki yaralı hayvanın sırt sırta vermesi gibiydi.

Aeriseth bazen titrerdi.

“Geceleri içimde biri dolaşıyor,” derdi.
“Bana ait olmayan bir düşünce.”

Veylorn anlıyordu.

Çünkü onun içinde de bir ses vardı.

Sessiz bir ses:

“Yoruldun.”

Bir gece.

Rüzgâr şehri kesiyordu.

Veylorn aynaya baktı.

Kendi yüzü ona yabancıydı.

Telefonunda Aeriseth’ten bir mesaj:

“Eğer gidersen, soğuk tamamen kazanır.”

Veylorn telefonu kapattı.

Ve fısıldadı:

“Zaten kazandı.”

Ertesi gün Veylorn okula gelmedi.

Sırası boştu.

Cam kenarı daha soğuktu.

Aeriseth bütün gün pencereden dışarı baktı.

Rüzgâr durmuştu.

Bu daha kötüydü.

Akşam bir mesaj geldi.

Kısa.

Dağınık.

“Ben yaşamayı beceremedim.
Bu bir suç değil.
Sadece… ağırlık.”

Veylorn hayatta kaldı.

Ama geri dönmedi.

Bir hastane odasında tavana bakarken,
kendini ne ölü…
ne canlı hissediyordu.

Sadece eksik bir ses.

Aylar sonra Aeriseth okula tek başına geliyordu.

Veylorn’un sırası hâlâ boştu.

Kimse oturmuyordu.

Bazı boşluklar dolmazdı.

Bazıları konuşurdu.

Rüzgâr estiğinde, cam titrediğinde,
Aeriseth bazen arkasına bakıyordu.

Kimse yoktu.

Ama içinden bir ses geçiyordu:

“Bazı insanlar ölmez.
Sadece başkalarının içine dağılır.”