Hikâyeler Cover Image
Hikâyeler Profile Picture
57 Üye

ÇÖPLÜKTEKİ HAZİNE

     Bir gün fakir bir köyde Muhammed adında bir çocuk doğdu .Henüz iki yaşındayken babası vefat etti. Annesi temizlik yaparak geçimini sağlıyordu .Muhammed on yaşına bastığında üstüne sorumluluklar almış bir çocuktu. Annesi akşama kadar çalışıp bir ekmek parası kazandığını gördüğünde bir şeyler yapması gerektiğini anladı ve düşünmeye başladı.

     Muhammed annesine yardımcı olmak için tarlada çalışır, boş zamanlarında futbol oynardı. Bir gün tarladan gelirken bir ses duyar, kafasını çevirir ve köydekilerin maç izlediğini görür. İzlemek için gider ve çok etkilenir içinden şu düşünce geçer:” acaba ben de futbolcu olsam böyle izlerler mi? “. Eve giderken hep bunu düşünür ve kararını verip futbolcu olmak ister. Bir gün annesinin yorgun olduğunu görür ve yanına gidip şunu der:

-Anne seni bu durumdan kurtaracağım inan bana.

annesi duygulanır ve 10’a çıkart bunun nasıl mümkün olacağını söyler. Muhammed annesine döner ve şöyle söyler:

-futbolcu olacağım anne.

Annesi bunu doğal karşılamadı ama Muhammed kararlıydı, olacaktı. Muhammed arkadaşlarıyla futbol oynarken nasıl futbolcu olacağını sorar. Arkadaşları bunun imkansız olduğunu 110 km uzaklıkta bir ilçeye gidip seçmelere katılması gerektiğini söyler. Bir sonraki gün yanına bir parça ekmek alıp trenle gitmek için yola koyulur. Bilet parasını annesinin biriktirdiği parayla karşılar ama annesinin haberi yoktu çünkü kesinlikle izin vermeyeceğini biliyordu. Gittiğinde çok şaşırdı çünkü böyle çok insanı fe binayı daha önce görmemişti seçmelere katılmak için yürürken insanların garip baktığını gördü. Nedeninin yırtık kıyafetleri olduğunu anladı. S seçmelere katılmak için gittiği yerin görevlisine girmek istediğini sorar. Adam seçmelerin kapandığını en yakın seçmelerin diğer yol olduğunu söyledi.  Muhammed’in gözleri doldu ve ağlamaya başladı. Hem annesinin parası hem de hayalleri yok olmuştu. Eve varmak için yola koyuldu. Nihayet köyüne varmıştı eve giderken yolda arkadaşları onu görüp dalga geçer gibi baktılar. Eve geldiğinde kapıya vurdu ama hiç kimse açmadı sonra pencereden içeri girdi ve annesi yerde hareketsiz yatıyordu annesine seslendi ve cevap alamadı çünkü annesi de ölmüştü. Annesinin ölüm sebebini komşulara sordu . Sebebi Muhammed'in kaybolduğunu sanması mıydı. Muhammed günlerce kendine gelemedi çünkü vicdan azabı çekiyordu bu süreçte Muhammed'e amcası baktı. Amcasının da maddi durumu çok kötüydü. Muhammed amcasının yanında akşama kadar tarlada çalışıyordu ve günler böyle akıp gitti. Muhammed hayallerinden vazgeçmek istemiyordu ve yine aklımda seçmelere katılmak vardı. O gün geldiğinde amcasına yalvarıp bir miktar para aldı. Amcasına eğer futbolcu olursam bir de asla tarlada çalışmayacaksın dedi. Amcası yeğenini kırmayıp ona  destek oldu . Yola koyuldu vardığında yine aynı yere gitti ve seçmelere başvurdu. Antrenörün yanına gitti antrenör onu gördüğünde çok şaşırmıştı çünkü diğer çocuklardan çok farklıydı .ayağında yırtık bir ayakkabı ve eski bir tişört  olan bu çocuğu gördüğünde biraz üzülmüştü. Antrenör tek tek bütün çocukları deniyordu ama hiçbirinden istediği performansı alamadı. sıra Muhammed’e gelmişti. Muhammed daha topa ilk dokunduğunda antrenör anlamıştı zaten onun yeteneğini. onu takıma almıştı. Muhammed kalacak bir yerinin olmadığını ve köyünün çok uzakta olduğunu söyledi antrenör Bunun sıkıntı olmadığını ve ona kalacak bir yer ayarlayacağız söyledi. Muhammet hiç durmadan çalıştı ve a takıma yükseldi. Artık bir şeyler başardığını düşünüyordu ama onun hikayesi burada bitmedi. Amcasını da alıp yaşadığı yere götürdü. Kazandığı parayı amcasına veriyordu ve daha çok çalışıyordu. Sonunda tanınan biri olmuştu ve dünyanın en ünlü takımları onu almak istiyordu. Muhammed sonunda çok ünlü biri olmuştu ve artık gerçek anlamıyla bir yıldızdı.

     Amcasına verdiği sözü tutmuştu ve amcasına hayallerinde göremeyeceği bir hayat sunmuştu ama Muhammed’in fedakarlığı bununla bitmedi .Köyündeki bütün çocuklara her anlamda yardımcı oluyordu ve nereden geldiğini asla unutmuyordu ama annesi hep içinde bir hüzün olarak kalmıştı fakat yoluna devam etmekten başka bir şansı yoktu. Belki de annesi bu yaptıklarını görse onunla gurur duyardı. Muhammed çöplükten doğan bir hazine idi ve sonsuza kadar böyle anıldı...

En Güzel Günüm
Güneş tüm gücü ile sanki beni uyandırmak istercesine odamın her köşesini doldurmuştu.Tüm parlaklığı ile yüzüme vuruyordu sıcaklığı.Dışarıda bayram havasını andıran bir hava vardı.Kuşlar sanki bu günün özel bir gün olduğunu anlamış gibi var gücüyle şarkı söylüyorlardı.Birden gözlerimi açtım.Burnuma mis ekmek kokuları geliyordu.Birkaç dakika kendime gelmek için tavanı izledim.İşte aylarca hatta yıllarca beklediğim o büyük gün gelmişti.Birden avazım çıktığı kadar bağırmaya başladım.
-Anneeee anneeee
-Babaaa babaaa
-Uyanın bugün büyük gün
-Uyanın
Diye bağırmaya devam ettim.Sonra annemi salonun tam ortasında beni beklerken buldum.Hemen koşarak ona sarıldım.Sonunda hayallerimize kavuşuyoruz dedim.Annem bana gururlu bir bakış atarak ağlamaya başladı.Ağlamasının sebebi ise beni çok zor şartlarda okutmaya çalışmasıydı.Her zaman öğretmen olmamı isteyen annemde hayallerine kavuşmuştu aslında.Annem ağlayarak başımı okşadı ve:
-Aferin sana benim güzel evladım.Senin her zaman yanında olacağım,en büyük destekçin ben olacağım.
Dedi.Bu duygu seli içerisinde kendimi tutamadım ve bir iki damla yaş süzüldü gözlerimden.Sonra birden bu günü ne kadar çok beklediğim geldi aklıma ve artık uzunca güzel bir yol beni bekliyordu.Ailecek güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra okuluma öğrencilerime kavuşmak için hazırlandım.En güzel kıyafetlerimi özenle giyinmiştim.Öğrencilerime kavuşmaya hazırdım artık.Kapıdan çıkarken annem beni dualarla yolladı.
-Yolun açık olsun,öğrencilerine çok selam söyle olur mu yavrucuğum.
Dedi annem.Gülümseyerek:
-Söylerim anneciğim.
Diyerek okulun yolunu tutmuştum.Çok heyecanlıydım.Okula yaklaştıkça kalp atışlarım hızlanmaya,soğuk soğuk terlemeye başladım.Sonunda gelmiştim güzel okuluma.Kalbim daha da hızlı atmaya başlamıştı.Kendimi sakinleştirmek için durup etrafı izlemeye başladım.En az benim kadar çocukların heyecanı da yüzlerinden okunuyordu.Birbirlerine sarılıyorlar,şakalaşıyorlar,koşuşturup top oynuyorlar kısacası hasret gideriyorlardı.Uzun aradan sonra yuvalarını özlemişlerdi.Heyecanımı bastırdıktan sonra okulun kapısından içeri adımımı attım ve ilerlemeye başladım.Bir zamanlar öğrenci olarak geldiğim okuluma şimdi öğretmen olarak geliyordum.Birden bir sesle irkildim.
-Kemal Hocam
-Kemal Hocam
Sesin geldiği yöne doğru çevirdim kafamı seslenen Müdür Bey’miş.
-Günaydın Kemal Hocam nasılsınız?
-Teşekkür ederim Müdür Bey sizler nasılsınız ?
Diyerek ayak üstü sohbet ettik.Müdür Bey heyecanımı anlamış olmalı ki beni rahatlatmaya çalışıyordu.Gülümseyerek;
-Sizi görünce Kemal Hocam meslek hayatımın ilk yılları geliyor heyecanlı ve istekli…
Müdür Beyle konuşmak beni rahatlatmıştı.Öğretmenler odasına geçmiştik.Diğer meslektaşlarımla kaynaştık ,muhabbet ettik.Biz sohbete dalmışken zamanın nasıl geçtiğini anlamadan ders zili çalmıştı .İşte o müthiş heyecanla beklediğim zaman gelmişti.Toparlandım ve sınıfıma doğru yürümeye başladım.Sınıfın kapısına geldim,derin bir nefes aldım ve içeri girdim. Birden bir sessizlik oldu ve herkes yerine oturdu .Masaya doğru ilerledim,sandalyemi çektim ve oturdum.
-Haydi Kemal sıra sende “ diyerek konuşmaya başladım.Derin bir sessizlik içerisinde meraklı gözler beni süzüyordu.
-Merhaba benim adım Kemal.Yeni sınıf öğretmeninizim bir süre birlikte olacağız”diyerek kısa bir konuşma yaptım.Sonra çocuklardan kendilerini tanıtmalarını istemiştim.Hayallerini,büyüyünce ne olmak istediklerini kısacası her şey konuşmuştuk.Her şeyden önemlisi buydu tanımak ,kaynaşmak ve en güzel iletişimi sağlayabilmektir.Konuşma günü ilan etmiştik bu günü .Zamanın nasıl geçtiğini anlayamadım çıkış saatimiz gelmişti artık.Çok sevmiştik birbirimizi,içimde göğüs kafesime sığmayan tarifsiz bir mutluluk vardı.Tarif edilmeyecek kadar güzel ve büyük…Okul çıkışında bir öğrenci olarak değil öğretmen olarak dönüyordum eve.Hızlı adımlarla evin yolunu tuttum,günümü anlatmak için sabırsızlanıyordum.İçim içime sığmıyordu sanki.Eve vardığımda annem kapıda bekliyordu beni.En az benim kadar heyecanlıydı.Sarıldıktan sonra;
-Nasıl geçti günün haydi anlat,meraktan öleceğim.
Dedi.Bütün günümü en ince ayrıntılarıyla anlattım.2 çift göz sabırsızlıkla beni dinliyordu.Annem ve ben en sonunda hayallerimize kavuşmuştuk…
Hayal kurmak cesaret ister,hayalleri gerçekleştirmek ise emek ister.Hayal kurmaktan ve gerçekleştirmekten hiçbir zaman korkmamalı insan daima ilerlemeli…
ŞÜKRÜ SEMİH ŞAHİN

AZ İNSAN ÇOK HUZUR

Bir yaz gunlerinde mahalleyebir adam tasınır.Adamın evine sık sık gelip giden kimse yokmus. Sadece 1-2 kere annesi gelirdi. Baska kimse gelip gitmezdi. Ama adam eglenmesini biliyordu. Gece ,sabaha kadar gezer; gunduz ,aksama kadar uyurdu. İnsanlar onun neden böyle oldugunu anlamazdı. Adamın yalnız yasamasına ragmen evi kocamandı ve bircok odası vardı. Odasında farklı farklı spor aletleri vb. Bu adamın adı Ali'ydi. Ali'yi herkes çok severdive herkes onun hakkında terbiyeli ve saygılı birisi olarak konusurdu.

Mahalleli kadınlar, onun bu yalnızlıgına son vermek için Ali'nin yanına gitmiş ve;
- Neden bu kadar yalnızsın?
der. Ali böyle mutlu olduğunu söylesede kadın çok ısrar eder. Ali'de dayanamayıp kabul eder. Ali kendisine 5-6 arkadaş edinir. Onlarla eğlenmeye,gezip tozmaya başlar. Aslında gerçekten eğleniyordur. Mahalledeki kadını o an haklı bulmuştur. Ali'nin önceden yaşadığı bir nedenden dolayı arkadaş edinmemeyi seçmişti, ama artık öyle dusunmuyordu. Ali'nin önceden yaşadığı durum ise; çok guvendiği bir arkadaşına sırrını vermesi ve o arkadaşının sırrını yaymasıydı. Arkadaşlarıyla arası iyiydi . Ama bir gun bir arkaşı ile kavga eder. Haklı olduğu halde kimse onun yanında olmadı.O da o anda kimsenin gerçek arkadaşı olmadığını anlar, o anda , ikinci kez guveni boşa çıkmıştı. İnsanlara guvenmek bir daha onun aklından geçmeyecekti.

Artık ne yalnız ve yine çok mutluydu. Ne olursa olsun arkadaş olduğu için pişman değildi. 2 defa ders çıkarmıştı . Yalnızlık onun için en iyisiydi. Hayatımın yalnız devam ettirmiştir.

Saat 1.00 günlerden cumartesi tatildeyim telefonla oynuyom hem de yarın ki maçı düşünüyom gözlerimi bi açtım sabah olmuş saat 12.00 kahvaltıya geçtim yemeğimi yedim dışarda işlerim vardı evden çıktım yoldayken arkadaşlar aradı dövüş var dediler ben de hemen dövüşün olduğu yere gittim karşı taraf muşta getirmiş Neyse ki bizim arkadaşlar hazırlıklı gitmiş hem muşta hem de kelebek getirmişler dövüş başladı karşıdaki mal bana muştayla Hamle yaptı tutayım derken koluma geldi kolumun acısıyla çocuğa kafa attım burnu kanadı Zaten onun arkadaşları kana görünce kaçtılar saate bir baktık 13.10 maça geç kaldık koşa koşa gittik maçın skorunu sorduk bir sıfır yeniliyoruz maç iki sıfır olunca hakeme küfürler başladı şikeci diye hakem tribüne geldi kırmızı kart gösterdi ardından da kaleciye sarı kart gösterdi bu sefer bizim oyuncular hakemin üstüne yürümeye başladı polisler sahaya girdi Bizimkiler Polise el filan kaldırdılar bu sefer ayırmak için jandarma girdi bu arada maç 4-0 olmuştu onlar yeniyordu Hakemler sayesinde şişeyle kazandılar jandarma ve polis Karşı takımın oyuncularını koruyorlar Bizimkiler çıkışta dövecek ya o yüzden onlar Otobüse bindi eve gittiler Biz arkadaşlarla yolda gidiyoruz bir anda polis önümüze çevirdi bizi Arabaya bindirmeye başladı bu arada 10 kişiyiz bize arabada giderken sorguya çektiler sabah dövüşen siz miydiniz diye sordular yok dedik yalan atmayın dedi bağırdı birbirimize aldı sonunda karakola geldik Onlar da oradaydı polis geldi onca arkadaşım arasında bana kızdı onlara da kızdı kızdıktan sonra bize bıraktılar polisler sonra arkadaşlarla evlere giderken bir daha laf attılar polis Karakolun önünde dövmeyeceğimiz için onları hiç takmadık saat beşte ben arkadaşlara 6.30'da buluşalım dedim tamam dediler 6. 30 da arkadaşlarımı aradım hava kötü olduğu için iki arkadaşım geldi onların isimleri emo ve kubi onlarla üç yere gidecektik orman mezarlık ve eski klise ilk başta ormana gidek dedik belki Mal mısınız niye o saatte ormana gidiyorsunuz diye sorabilirsiniz malız Başka sorunuz yoksa hikaye devam edelim ormana gittik Peri gördük Peri gördük periyi sevelim derken kubbenin parmağını Isırdı sonra birdenbire uğultu geldi Arkadaş lan kaçın kurt adam geliyor dedi Biz rüyamı görüyoruz diye birbirimize vuruyoruz kurt adam bizi kovalamaya başladı ağaca çıktık ağaç palmiye ağacı Ormanın içinde bu ağacın ne işi var ve biz bu ağacına satın aldığımızı düşünürken kubilin parmağını periştirmişti ya parmağı pembe oldu Biz Gül ölüyoruz kurt adam bizi koklaya koklaya buldu arkadaşım parmağı kavun kokuyordu arkadaş parmağını bir hem de kanka parmağım kavunu aramalı olmuş dedi Biz gülerken kurt adam Palmiye aitini sallıyordu o ağaca çıkamıyormuş bize ormanın ortasını bu ağacı nerede buldunuz diye oluyor kurdun adını sorduk İbo dedi Sabahları okula gidiyormuş geceleri sahurmanda kurt adamlık yapıyormuş bizim sınıftaki gibi bu aklıma geldi bizim sınıfta bir tane kurt var Semih ama sıkıntı İbo ne kurt ne de adam kurda sorduk Neden bizi kovalıyorsun dedik kurt bize şöyle dedi Ne yapayım abi görünce sırasım geliyor dedi Ben de dedim ki Senin benimle işin yok da benim seninle işim var dedim kurt adam ağacı sallamaya devam etti düşelim diye hep O polisin suçu bizden muşta ile kelebeği almasaydı ortada ne kurt kalırdı ne de adam bizim arkadaşlarla sigara ve Çakmak vardı arkadaş Bir daha da kırdı sigaranı kadını aldı ve kutusunu da alır kağıdı ve kutuyu tutuşturdu Biz ağaçtan indik kurt adama saldırıyoruz kurt adam karanlığı içinde kayboldu Biz de hızlıca ormana uzaklaşmaya çalışıyoruz ama dalyanıyor hem kurt adama yerimizi bildiriyoruz hem de orman yanabilir Ateş Söndürdük kokumuzu almaması için yerden ot koparıp üstümüze sürüyoruz yine sesler gelmeye başladı giderken biz Işık gördük perilerin yuvasını bulduk cenaze tören yapıyorlardı Biz de biz de katıldık kraliçeler ölmüş kraliçenin kokusu kavunluymuş her perinin bir kokusu oluyormuş emo ve ben kubbeye baktık Kübra Vallahi ben yapmadım O beni ısırdı sizde gördüğünüz dedi kurt adam yemiş Zavallı peri'yi kurt adama bir plan kurduk perilerle beraber plan şöyleArkadaşlarım otları ve birkaç odun parçasını toplayıp Ateş yakacak ve ben de bağırıp onu üstümüze çekeceğim Periler de tuzak hazırlayacaktır en son en zor iş benimdi Topal kuvvet kurttan kaçacaktım Ben bağırmaya başladım kurt uluyarak bana koşmaya başladı Ben kaçarken tam kurt beni ısırdı eşofmandan Neyse ki altıma şort giymiştim kurt adamı ilk kez Ateş tuzağına Kurt Adam ateş tuzağından kurtuldu ya da o öyle sandı a tuzağına yakalandı Kurt Adamın cezasını perilere verecekti biz onlara bıraktık ve mezarlığa gittik Evet hala akıllanmadık devam mezarlıkta iki tane şey üstümüze geliyordu arkadaş rüya mı görüyorsun dedi Dedim ki bu kurt adam ve Peri gördük bu mu Rüya olacak dedim arkadaşlarım ben de gördüm dedi bir baktık Ne gördün Ne görelim iki tane Zombilerden biri yamanın üstüne atladı ve kulağını ısırdı Hem onun kulağının yarısı yok zombiye tekme attım ve üçümüz Kaçarken acaba Bunlar konuşabiliyor mu diye düşündüm ve tuzaktan adınız ne diye sordum Zombilerden biri şöyle dedi Biz Kahraman kardeşleriz dedi ve ben neden bize saldırıyorsunuz diye sordum şöyle dedi eski zamanlarda Ahmet Yaman diye bir öğretmen Varmış Onlara hikaye yazma ödev vermiş onlar yapamamış ve öğretmen çok kızmış kafayı yemiş ve ölmüş onlar da geceleri mezarlığa gelen insanların kafalarını yiyip beyinlerini almak istiyorlarmış beyinlerimal almak İşin garip tarafı Bunlar ikizlermiş ve bir dakika erken doğan bir dakika geç ölmüş bunları zombileri anlatırken birden üstümüze koşmaya başladı Melike zombi hızlı koşuyordu da Rukiye zombi yavaş koşuyordu tosbağa gibi bizim arkadaş dua okumaya başladı Ben diyorum Kanka bunlar zombi hayalet değil Niye dua okuyorsun dedim zombiler bize yetişmek üzereydi ben onlara bir anlaşma yapmayı düşündüm ve emo ve kubide zaten beyin yok ormana gidip ordan mezarliga gider miyiz daha kiliseye gitmedik ben zombilerin yanından kosarak kaçtım planım şuydu belki mezarlıkta akrabam çıkar diye bir de ne göreyim kurt adam ustume koşuyor iki seçim vardı ya zombilere ölecektim yada kurt adama benim seçimim ölmemek benim cebimde torpil vardıyeni aklıma geldi çakmağı arkadaşlardan almıştım mezarlığa girmeden her ihtimale karşı yaktım patlattım kahramanların kör zombi gözleri fırladı kurt adamın ise kulakları ağrıdı ben arkadaşlarımın yanına koştum ve ormana geri perilerin yanına kaçtık İşin garip tarafı zombi ile kurt adam birbirine saldırmıyor ama onlar bize saldırıyor perilerin yanında Sonuna Geldik kurt adam nasıl kaçırdınız diye sorduk Onlar da çok fazla olursa başımız ağrıdı o yüzden bıraktık dediler işimiz iyice zorlaşmıştı hem zombiler hem de kurt adam olmuştu 21 plan kurduk plan şöyleydi sonra da Ormandan kaçıp eskiye gidecektik ve koşmaya başladık kimsenin içine girecekken değişik sesler gelmeye başladı arkadaş kafayı uzattı bakayım dedi Biz de onu seslice tokatlamaya başladık arkadaşa çakmağını tüpünü koklattık uyansın diye arkadaş kanka kafam güzel oldu diyor sarhoş oldu ama dilini çözmeyi başardık içeriden birisi çıktı değişik birisi bize baktı gözleri yok korkudan koşa koşa geri ormana koşuyoruz Bir de ne görelim kurt adamla zombi üstümüze koşuyor sarhoş olan arkadaş düşe kalk kuşu Biz bağıra bağıra giriyoruz bir yandan da zombi koşudan ve kimseden çıkan papaz bizi kovalıyor en sonunda biz Kaçarken kaybolduk ormanın ortasında bir yer bulduk ve Girdik Bir de ne görelim vampir Bir de bu eksikti zaten vampir Bize kimin kanı çok diyor diye soruyor Türkçe çeken arka diye istemedi Diğerini de parmağı kavun kokuyordu Geriye bir tek ben kalmıştım öyle bir koştum ki o g** korkusuyla Hüseyin Volt olsa beni geçemezdi bizim arkadaşlar da bana yetişmeye çalışıyor Ben olmazsam ikisinden birine diş değecek vampir Biz ne yaptım ve ettik koştuk bir ağaca çıktık bu Hangi ağaç tahmini edin Tabii ki de palmiye ağacı o kadar ağaç diyor Niye O ilk çıktığımız Ağaç diye sorabilirsiniz kurt adam çıkamıyor zombiler mal zaten çıkamaz o papaz sakat yaşlı başlı biri Bir Vampir kalıyor geriye de o da bizi nerede bulacak bunu düşünürken Tabii ki de Olan oldu aşağı bir baktım kurt zombi vampir ve papaz arkadaşmış ve beraber olup bizi ağaçtan indirmeye çalışıyorlardı Ben arkadaşın kemerini aldım Dallara bağlayarak teleferik gibi kullanıp sonra arkadaşlara attım kemeri İnsinler diye Şimdi şunu soracaksınız bunları indiğini vampir ve diğerleri görmüyor mu diye hava karanlık O yüzden koşa koşa indikten sonra perilerin yanına gittik onlar da görünmezlik tozu varmış onlardan aldık Sonra eve gidiyorduk ormanın tam çıkışında Vampire ve Arkadaşları bekliyor Vampirler görebiliyormuş görünmez kişileri bunu hiç düşünmeliydik gözleri vampirlerin kırmızıysa bizi görmesi gerekir diye vampir üstümüze koşarırken cebimizdeki çakma onu atarak patlattık zaten o olmadan diğerleri bizi göremiyordu biz de koşa koş ormana çıkıp Kaymakamlığın oraya geldik saat 3'tü ve ben hikaye ödevini yapmamıştım eve gittim ve uyudum bugün çok fantastik bir günde okuduğunuz için teşekkürler!

Sıcak bir cuma günüydü, uyandım. Yüzümü yıkadım ve kahvaltı hazırladım. Masaya oturdum, oturur oturmaz telefonum çaldı, arayan annemdir. Benden eve dönerken eczaneye uğrayıp ilaçlarını almamı istedi. Kahvaltımı bitirip evden çıktım. Ayakkabılarımı giydikten sonra motoruma bindim. Kaskımı takıp yola koyuldum. İş yerim evime biraz uzaktı, giderken yolda yaralı bir kediye rastladım. Hemen yanıma alıp yoluma devam ettim. İş yerimin yakınlarında bir veteriner vardı. Yavru kediciği veterinere bıraktım ve veterinere yavru kediyi iş çıkışımda alacağımı söyledim. İş yerime vardım. İşim bugün herzamankinden daha kısa sürmüştü ama baya yorucu geçmişti. İş çıkışı kediyi veterinerden aldım ve veterinerin yavru kedinin daha çabuk iyileşebilmesi için verdiği ilaç ve vitaminleri birde yavru kedicik için bir kafes aldım. Motoruma bindim, yavru kediciği yanıma alıp yola koyuldum. Annemin evine vardım. Annem bahçede çiçeklerle uğraşıyordu, beni görünce çok sevindi. Hemen beni içeri davet edip birer çay koydu. Anneme yavru kediciğin iyileşene kadar benimle kalacağını söyledim, annem de mutlu oldu. Biraz oturup sohbet ettikten sonra annemle vedalaşıp kediciği de yanıma alıp motoruma bindim. Eve gitmek için yola koyuldum. Eve geldim, yavru kedim için hemen yeni bir yer yaptım, kafesini hazırladıktan sonra mamasını verdim. Bende acıkmıştım, hemen mutfağa geçip kendime lezzetli bir makarna hazırladım. Masayı da hazarladıktan sonra yemeğimi yedim, sofrayı kaldırdım. Evim baya dağılmıştı. Hemen evimi toparladım ve duşa girdim, çıktığımda  toparladığım evimi kedim tekrar dağıtmıştı. Ama çok yorgundum o yüzden tekrar evi toplamadan yanımdaki kanepeye uzandım. Uzanırken kedime bir isim düşündüm, ona "Boncuk" ismini taktım. Çok yorgun olduğum için uzandığım kanepeye uyuya kalmıştım.

                                         Melike İkra EKER

Hakkımızda

Hatırlanacak bir hikâyeniz olsun