Hikâyeler Cover Image
Hikâyeler Profile Picture
61 Üye

Veylorn bir öğrenciydi.

Ya da bir gölge.

Sırasına oturduğunda tahta gıcırdamazdı.
Adı yoklamada okunduğunda sınıfın içi boşalır gibi olurdu.

Çünkü Veylorn’un içi çoktan boşalmıştı.

Kalbi çalışıyordu.
Ama kendisi orada değildi.

“Bir insanın içi ne zaman çöker?”
“Kimse fark etmediğinde mi… yoksa fark edilmesini istemediğinde mi?”

Geceleri uyumazdı.
Uyursa, rüyalarında kendisini görüyordu.

Ve kendisine katlanamıyordu.

Onu ilk gördüğü gün rüzgâr ters esiyordu.

Koridor camları titriyordu.

Kızın adı Aeriseth idi.

Saçları solgun bir gece rengindeydi.
Bakışları sanki bir şeyleri çok önceden kaybetmiş gibiydi.

Omuzları çarpıştı.

Kağıtlar düştü.

Veylorn başını kaldırdı.

Aeriseth ona baktı.

Ve o an…

Veylorn’un içinde yıllardır kilitli duran bir kapı, sessizce çatladı.

Ne sevgi.

Ne umut.

Sadece tanınma hissi.

“Bu insan… benim gibi eksik,” diye düşündü.

Aeriseth kağıtları verdi.

Parmakları değdi.

İkisi de ürperdi.

Soğuktan değil.

Veylorn onu izlemeye başladı.

Bilerek değil.

Nefes alır gibi.

Aeriseth cam kenarında otururken,
bahçede yürürken,
hiç gülmezken…

Veylorn’un içi biraz daha ağırlaşıyordu.

“O yaşamak için fazla kırık.”
“Ben ise kırık olmak için fazla boşum.”

Konuşmadılar uzun süre.

Sessizlik, aralarında bir dil gibiydi.

Sonra bir gün Aeriseth yanına oturdu.

“Sende rüzgâr sesi var,” dedi.

“İnsan değil… bir boşluk gibi.”

Veylorn ilk kez cevap verdi:

“Çünkü içimde kalan son şey de üşüyor.”

Yakınlaştılar.

Ama bu, sıcak bir yakınlık değildi.

İki yaralı hayvanın sırt sırta vermesi gibiydi.

Aeriseth bazen titrerdi.

“Geceleri içimde biri dolaşıyor,” derdi.
“Bana ait olmayan bir düşünce.”

Veylorn anlıyordu.

Çünkü onun içinde de bir ses vardı.

Sessiz bir ses:

“Yoruldun.”

Bir gece.

Rüzgâr şehri kesiyordu.

Veylorn aynaya baktı.

Kendi yüzü ona yabancıydı.

Telefonunda Aeriseth’ten bir mesaj:

“Eğer gidersen, soğuk tamamen kazanır.”

Veylorn telefonu kapattı.

Ve fısıldadı:

“Zaten kazandı.”

Ertesi gün Veylorn okula gelmedi.

Sırası boştu.

Cam kenarı daha soğuktu.

Aeriseth bütün gün pencereden dışarı baktı.

Rüzgâr durmuştu.

Bu daha kötüydü.

Akşam bir mesaj geldi.

Kısa.

Dağınık.

“Ben yaşamayı beceremedim.
Bu bir suç değil.
Sadece… ağırlık.”

Veylorn hayatta kaldı.

Ama geri dönmedi.

Bir hastane odasında tavana bakarken,
kendini ne ölü…
ne canlı hissediyordu.

Sadece eksik bir ses.

Aylar sonra Aeriseth okula tek başına geliyordu.

Veylorn’un sırası hâlâ boştu.

Kimse oturmuyordu.

Bazı boşluklar dolmazdı.

Bazıları konuşurdu.

Rüzgâr estiğinde, cam titrediğinde,
Aeriseth bazen arkasına bakıyordu.

Kimse yoktu.

Ama içinden bir ses geçiyordu:

“Bazı insanlar ölmez.
Sadece başkalarının içine dağılır.”

Tunceli'de yaşlı kadının bahçesine düştü Anneler Günü'nde hediye aldı başımıza Tunceli'nin Çemişgezek ilçesine bağlı arpa Deren köyüne bağlı Doruk mezra'sında yaşayan 85 yaşındaki Fehime ekici'ye ait evin bahçesine göktaşı olduğu düşünülen cisim düştü Ekici Anneler Günü hediyesi benzetmesinde bulundu bu göktaşının yaklaşık 20 kiloya yakın olduğu ortaya çıktı Fehime Ekici çok aşırı yağmurlu bir havada Pencerenin önünde otururken gökten ateş topu gibi bir şey düştüğünü görüyor taşın en büyük parçası Yaklaşık 3 kilogram normal taşlardan daha ağır analizden dönülmesi bekleniyor

ÇÖPLÜKTEKİ HAZİNE

     Bir gün fakir bir köyde Muhammed adında bir çocuk doğdu .Henüz iki yaşındayken babası vefat etti. Annesi temizlik yaparak geçimini sağlıyordu .Muhammed on yaşına bastığında üstüne sorumluluklar almış bir çocuktu. Annesi akşama kadar çalışıp bir ekmek parası kazandığını gördüğünde bir şeyler yapması gerektiğini anladı ve düşünmeye başladı.

     Muhammed annesine yardımcı olmak için tarlada çalışır, boş zamanlarında futbol oynardı. Bir gün tarladan gelirken bir ses duyar, kafasını çevirir ve köydekilerin maç izlediğini görür. İzlemek için gider ve çok etkilenir içinden şu düşünce geçer:” acaba ben de futbolcu olsam böyle izlerler mi? “. Eve giderken hep bunu düşünür ve kararını verip futbolcu olmak ister. Bir gün annesinin yorgun olduğunu görür ve yanına gidip şunu der:

-Anne seni bu durumdan kurtaracağım inan bana.

annesi duygulanır ve 10’a çıkart bunun nasıl mümkün olacağını söyler. Muhammed annesine döner ve şöyle söyler:

-futbolcu olacağım anne.

Annesi bunu doğal karşılamadı ama Muhammed kararlıydı, olacaktı. Muhammed arkadaşlarıyla futbol oynarken nasıl futbolcu olacağını sorar. Arkadaşları bunun imkansız olduğunu 110 km uzaklıkta bir ilçeye gidip seçmelere katılması gerektiğini söyler. Bir sonraki gün yanına bir parça ekmek alıp trenle gitmek için yola koyulur. Bilet parasını annesinin biriktirdiği parayla karşılar ama annesinin haberi yoktu çünkü kesinlikle izin vermeyeceğini biliyordu. Gittiğinde çok şaşırdı çünkü böyle çok insanı fe binayı daha önce görmemişti seçmelere katılmak için yürürken insanların garip baktığını gördü. Nedeninin yırtık kıyafetleri olduğunu anladı. S seçmelere katılmak için gittiği yerin görevlisine girmek istediğini sorar. Adam seçmelerin kapandığını en yakın seçmelerin diğer yol olduğunu söyledi.  Muhammed’in gözleri doldu ve ağlamaya başladı. Hem annesinin parası hem de hayalleri yok olmuştu. Eve varmak için yola koyuldu. Nihayet köyüne varmıştı eve giderken yolda arkadaşları onu görüp dalga geçer gibi baktılar. Eve geldiğinde kapıya vurdu ama hiç kimse açmadı sonra pencereden içeri girdi ve annesi yerde hareketsiz yatıyordu annesine seslendi ve cevap alamadı çünkü annesi de ölmüştü. Annesinin ölüm sebebini komşulara sordu . Sebebi Muhammed'in kaybolduğunu sanması mıydı. Muhammed günlerce kendine gelemedi çünkü vicdan azabı çekiyordu bu süreçte Muhammed'e amcası baktı. Amcasının da maddi durumu çok kötüydü. Muhammed amcasının yanında akşama kadar tarlada çalışıyordu ve günler böyle akıp gitti. Muhammed hayallerinden vazgeçmek istemiyordu ve yine aklımda seçmelere katılmak vardı. O gün geldiğinde amcasına yalvarıp bir miktar para aldı. Amcasına eğer futbolcu olursam bir de asla tarlada çalışmayacaksın dedi. Amcası yeğenini kırmayıp ona  destek oldu . Yola koyuldu vardığında yine aynı yere gitti ve seçmelere başvurdu. Antrenörün yanına gitti antrenör onu gördüğünde çok şaşırmıştı çünkü diğer çocuklardan çok farklıydı .ayağında yırtık bir ayakkabı ve eski bir tişört  olan bu çocuğu gördüğünde biraz üzülmüştü. Antrenör tek tek bütün çocukları deniyordu ama hiçbirinden istediği performansı alamadı. sıra Muhammed’e gelmişti. Muhammed daha topa ilk dokunduğunda antrenör anlamıştı zaten onun yeteneğini. onu takıma almıştı. Muhammed kalacak bir yerinin olmadığını ve köyünün çok uzakta olduğunu söyledi antrenör Bunun sıkıntı olmadığını ve ona kalacak bir yer ayarlayacağız söyledi. Muhammet hiç durmadan çalıştı ve a takıma yükseldi. Artık bir şeyler başardığını düşünüyordu ama onun hikayesi burada bitmedi. Amcasını da alıp yaşadığı yere götürdü. Kazandığı parayı amcasına veriyordu ve daha çok çalışıyordu. Sonunda tanınan biri olmuştu ve dünyanın en ünlü takımları onu almak istiyordu. Muhammed sonunda çok ünlü biri olmuştu ve artık gerçek anlamıyla bir yıldızdı.

     Amcasına verdiği sözü tutmuştu ve amcasına hayallerinde göremeyeceği bir hayat sunmuştu ama Muhammed’in fedakarlığı bununla bitmedi .Köyündeki bütün çocuklara her anlamda yardımcı oluyordu ve nereden geldiğini asla unutmuyordu ama annesi hep içinde bir hüzün olarak kalmıştı fakat yoluna devam etmekten başka bir şansı yoktu. Belki de annesi bu yaptıklarını görse onunla gurur duyardı. Muhammed çöplükten doğan bir hazine idi ve sonsuza kadar böyle anıldı...

En Güzel Günüm
Güneş tüm gücü ile sanki beni uyandırmak istercesine odamın her köşesini doldurmuştu.Tüm parlaklığı ile yüzüme vuruyordu sıcaklığı.Dışarıda bayram havasını andıran bir hava vardı.Kuşlar sanki bu günün özel bir gün olduğunu anlamış gibi var gücüyle şarkı söylüyorlardı.Birden gözlerimi açtım.Burnuma mis ekmek kokuları geliyordu.Birkaç dakika kendime gelmek için tavanı izledim.İşte aylarca hatta yıllarca beklediğim o büyük gün gelmişti.Birden avazım çıktığı kadar bağırmaya başladım.
-Anneeee anneeee
-Babaaa babaaa
-Uyanın bugün büyük gün
-Uyanın
Diye bağırmaya devam ettim.Sonra annemi salonun tam ortasında beni beklerken buldum.Hemen koşarak ona sarıldım.Sonunda hayallerimize kavuşuyoruz dedim.Annem bana gururlu bir bakış atarak ağlamaya başladı.Ağlamasının sebebi ise beni çok zor şartlarda okutmaya çalışmasıydı.Her zaman öğretmen olmamı isteyen annemde hayallerine kavuşmuştu aslında.Annem ağlayarak başımı okşadı ve:
-Aferin sana benim güzel evladım.Senin her zaman yanında olacağım,en büyük destekçin ben olacağım.
Dedi.Bu duygu seli içerisinde kendimi tutamadım ve bir iki damla yaş süzüldü gözlerimden.Sonra birden bu günü ne kadar çok beklediğim geldi aklıma ve artık uzunca güzel bir yol beni bekliyordu.Ailecek güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra okuluma öğrencilerime kavuşmak için hazırlandım.En güzel kıyafetlerimi özenle giyinmiştim.Öğrencilerime kavuşmaya hazırdım artık.Kapıdan çıkarken annem beni dualarla yolladı.
-Yolun açık olsun,öğrencilerine çok selam söyle olur mu yavrucuğum.
Dedi annem.Gülümseyerek:
-Söylerim anneciğim.
Diyerek okulun yolunu tutmuştum.Çok heyecanlıydım.Okula yaklaştıkça kalp atışlarım hızlanmaya,soğuk soğuk terlemeye başladım.Sonunda gelmiştim güzel okuluma.Kalbim daha da hızlı atmaya başlamıştı.Kendimi sakinleştirmek için durup etrafı izlemeye başladım.En az benim kadar çocukların heyecanı da yüzlerinden okunuyordu.Birbirlerine sarılıyorlar,şakalaşıyorlar,koşuşturup top oynuyorlar kısacası hasret gideriyorlardı.Uzun aradan sonra yuvalarını özlemişlerdi.Heyecanımı bastırdıktan sonra okulun kapısından içeri adımımı attım ve ilerlemeye başladım.Bir zamanlar öğrenci olarak geldiğim okuluma şimdi öğretmen olarak geliyordum.Birden bir sesle irkildim.
-Kemal Hocam
-Kemal Hocam
Sesin geldiği yöne doğru çevirdim kafamı seslenen Müdür Bey’miş.
-Günaydın Kemal Hocam nasılsınız?
-Teşekkür ederim Müdür Bey sizler nasılsınız ?
Diyerek ayak üstü sohbet ettik.Müdür Bey heyecanımı anlamış olmalı ki beni rahatlatmaya çalışıyordu.Gülümseyerek;
-Sizi görünce Kemal Hocam meslek hayatımın ilk yılları geliyor heyecanlı ve istekli…
Müdür Beyle konuşmak beni rahatlatmıştı.Öğretmenler odasına geçmiştik.Diğer meslektaşlarımla kaynaştık ,muhabbet ettik.Biz sohbete dalmışken zamanın nasıl geçtiğini anlamadan ders zili çalmıştı .İşte o müthiş heyecanla beklediğim zaman gelmişti.Toparlandım ve sınıfıma doğru yürümeye başladım.Sınıfın kapısına geldim,derin bir nefes aldım ve içeri girdim. Birden bir sessizlik oldu ve herkes yerine oturdu .Masaya doğru ilerledim,sandalyemi çektim ve oturdum.
-Haydi Kemal sıra sende “ diyerek konuşmaya başladım.Derin bir sessizlik içerisinde meraklı gözler beni süzüyordu.
-Merhaba benim adım Kemal.Yeni sınıf öğretmeninizim bir süre birlikte olacağız”diyerek kısa bir konuşma yaptım.Sonra çocuklardan kendilerini tanıtmalarını istemiştim.Hayallerini,büyüyünce ne olmak istediklerini kısacası her şey konuşmuştuk.Her şeyden önemlisi buydu tanımak ,kaynaşmak ve en güzel iletişimi sağlayabilmektir.Konuşma günü ilan etmiştik bu günü .Zamanın nasıl geçtiğini anlayamadım çıkış saatimiz gelmişti artık.Çok sevmiştik birbirimizi,içimde göğüs kafesime sığmayan tarifsiz bir mutluluk vardı.Tarif edilmeyecek kadar güzel ve büyük…Okul çıkışında bir öğrenci olarak değil öğretmen olarak dönüyordum eve.Hızlı adımlarla evin yolunu tuttum,günümü anlatmak için sabırsızlanıyordum.İçim içime sığmıyordu sanki.Eve vardığımda annem kapıda bekliyordu beni.En az benim kadar heyecanlıydı.Sarıldıktan sonra;
-Nasıl geçti günün haydi anlat,meraktan öleceğim.
Dedi.Bütün günümü en ince ayrıntılarıyla anlattım.2 çift göz sabırsızlıkla beni dinliyordu.Annem ve ben en sonunda hayallerimize kavuşmuştuk…
Hayal kurmak cesaret ister,hayalleri gerçekleştirmek ise emek ister.Hayal kurmaktan ve gerçekleştirmekten hiçbir zaman korkmamalı insan daima ilerlemeli…
ŞÜKRÜ SEMİH ŞAHİN

AZ İNSAN ÇOK HUZUR

Bir yaz gunlerinde mahalleyebir adam tasınır.Adamın evine sık sık gelip giden kimse yokmus. Sadece 1-2 kere annesi gelirdi. Baska kimse gelip gitmezdi. Ama adam eglenmesini biliyordu. Gece ,sabaha kadar gezer; gunduz ,aksama kadar uyurdu. İnsanlar onun neden böyle oldugunu anlamazdı. Adamın yalnız yasamasına ragmen evi kocamandı ve bircok odası vardı. Odasında farklı farklı spor aletleri vb. Bu adamın adı Ali'ydi. Ali'yi herkes çok severdive herkes onun hakkında terbiyeli ve saygılı birisi olarak konusurdu.

Mahalleli kadınlar, onun bu yalnızlıgına son vermek için Ali'nin yanına gitmiş ve;
- Neden bu kadar yalnızsın?
der. Ali böyle mutlu olduğunu söylesede kadın çok ısrar eder. Ali'de dayanamayıp kabul eder. Ali kendisine 5-6 arkadaş edinir. Onlarla eğlenmeye,gezip tozmaya başlar. Aslında gerçekten eğleniyordur. Mahalledeki kadını o an haklı bulmuştur. Ali'nin önceden yaşadığı bir nedenden dolayı arkadaş edinmemeyi seçmişti, ama artık öyle dusunmuyordu. Ali'nin önceden yaşadığı durum ise; çok guvendiği bir arkadaşına sırrını vermesi ve o arkadaşının sırrını yaymasıydı. Arkadaşlarıyla arası iyiydi . Ama bir gun bir arkaşı ile kavga eder. Haklı olduğu halde kimse onun yanında olmadı.O da o anda kimsenin gerçek arkadaşı olmadığını anlar, o anda , ikinci kez guveni boşa çıkmıştı. İnsanlara guvenmek bir daha onun aklından geçmeyecekti.

Artık ne yalnız ve yine çok mutluydu. Ne olursa olsun arkadaş olduğu için pişman değildi. 2 defa ders çıkarmıştı . Yalnızlık onun için en iyisiydi. Hayatımın yalnız devam ettirmiştir.

Hakkımızda

Hatırlanacak bir hikâyeniz olsun